Bir "Fırtına" Hikayesi, Rize Çamlıhemşin

Yolculuğumuzun henüz ilk saati…
Kulağımda tanıdık melodiler…
İçimde yeni yeni kıpırdanmaya başlayan merak duygusu…
Camın öte tarafında, gecenin karasını yırtıyor sokak lambaları.
Aklımda ,dağınık bir yap bozun parçaları gibi dağınık onlarca düşünce., gidiyoruz…

Dar yollarından hoplaya zıplaya geçerken tepelerin sisten şapkasının altında uzanan yeşil bir örtüyle karşılıyor bizi Çamlıhemşin. Az aşağıda kulağımızı dolduran sisiyle “merhaba” diyor sanki Fırtına Deresi.

Birkaç küçük bungalov, çivit mavisi çerçeveleriyle dikkati çeken birkaç küçük yapı ve gerisi yalnızca doğa…

Sis kısmen silikleştirmiş olsa bile derenin hemen yanından yükselen tepe yine de göz alıcı. Ahşap evlerin ağaçların arasında saklambaç oynar gibi duruşu da seyre değer doğrusu. Gözlerinizi kapatıp kulaklarınızla tasvir edecek olursanız derenin baskın sesine eşlik eden bir fon müziği duyabilirsiniz. Rüzgarın yapraklara dokunuşu, bazen bir cırcır böceğinin çığlık atışı..Bazen yalnız bir kuşun, orkestranın solo çalgıcısı gibi yaptığı usta bir kadans…

Dar ve taşlı patikaların etrafını saran bakire toprak yeşilini, pembesini, morunu, sarısını takıp takıştırmış genç bir kız edasıyla süzülüyor önümüzde. Deli nehrin soğuk suyu bıçak gibi kesiyor çıplak ayaklarımızı. Sis yalayıp geçiyor yüzümüzü; ıslaklığını arkasında bırakarak. Sonra yağmur…

Yağmur ellerimizde…
Yağmur göz kapaklarımızda…
Yağmur şimdi çadırlarımızın tentesinde…
Yağmur “uyu” diyor şimdi.

Yağmuruna, bulutuna doyduğumuz bu yeşili zümrüt rengi, şarkısı sevda dolu coğrafya sizleri de bekliyor masalıyla sarıp sarmalamaya. Şimdi yollar Karadeniz’e…





Bu yazýyý Facebook'ta paylaþ
Etiketler: , ,

dergibi| 0 yorum var| 16.09.2008 14:14