Yıllar eskir de hani eskimez ya anılar. Hani bilirsiniz yanık türküler söyler ya çocuklar bağrı yanıklar. Ne bilinmez öyküler ne anlatılası masallar saklıdır sokaklarında taşdan duvarlarının ardında. Anadoluyu Anadolu yapan yiğitler mi istersin yoksa yıllar hatta asırlar önce yaşamış,göçmüş gitmiş ama yinede unutulmamış medeniyetler mi? Burası urfa medeniyet merkezi tarihiyle doğal güzellikleriylee eski_memiş bir medeniyet merkezi.
Ankara'dan yolla çıktıktan sonra sanki Fethiye'ye hiç inmemişim, yolda ölmüşüm ve beni direk cennette kabul etmiş Tanrı.. Öylesine mükemmel bi yerdi Fethiye-Ölüdeniz. Gök yüzünde melek gibi uçan paraşütler vardı. Hemde heryerde.. Oraya gidipte yamaç paraşütü yapmazsanız cenneti yukardan göremezsiniz (: Bir rivayete göre oranın suyundan içen bidaha oradan ayrılamıyormuş. Sanırım ben bir parçamı orada bıraktım. :)
İşten evinize dönerken trafik sıkışmıştır.Kafanızı camdan uzatıpta ileriye doğru baktığınızda bir sis bulututla karşılaşıp bir of çekmişinizdir.Birde günün stresinden başınıza bir ağrı musallat olmuştur... İşte o zaman şöyle bir tatil yapsam bir hava değişikliğine ihtiyacım var demişsinizdir.
Benimde tam size göre bir tatil reçetem var işte; Dört mevsiminde dört ayrı güzellikte ayrı ayrı yaşandığı yer Abant.Denizden 1328 m yükseklikte çevresi çam ormanlarıyla kaplı tatlı su gölüdür.Abantın ünü ve güzelli Türkiye sınırlarını aşmış durumda.Kışkırtan güzelliği insanları büyüleyip kendisine aşık ediyor. Dört mevsiminde dört ayrı güzelli var burada ve hiç biri diğerini aratmıyor.Abant gölü yeşillerin üzerine beyazları giymeden önce sararan yaprakların gölgesinde sonbaharı bir başka yaşıyor,kışın beyaz örtüsünün altından boy veren kardelen çicekleri baharın müjdesini veriyor ,yazın açan nilüferler bambaşka bir güzellikle karşılıyor bizi Abantta.
Sevgili dostlar!
İnsan kalabalığından, trafik yoğunluğundan, iş stresinden arta kalan zamanlarımızda güzel bir hafta sonu geçirebileceğiniz; kolay ulaşım sağlanabilecek; İstanbul çevresinde az sayıda ziyaret edilebilecek yerler kaldı.
Bu mekanlardan bir tanesi de, bir diğer yazar arkadaşımızın dediği gibi AĞVA.
Cennetten bir köşe diyerek yazar arkadaşımız çok doğru bir cümle kurmuş,fakat bana göre bu güzellik yavaş yavaş elden gidiyor.
Sebeplerine gelince.
Yürüdüm yürüdükçe ıslandım ve ıslandıkça da ürperdim, üşüdüm. Sıcak sıcak çay içmek istedi canım ve içtim, ısındım içtikçe ısındım. Doya doya yeşiline baktım her tonundan. İzledim izledikçe ruhum ferahladı, rahatladım. Sıcak, samimi, içten ve espirili insanlarını tanıdım ve tabi hırçın denizini de. Rize Karadeniz'in şirin şehri. İnsanlarıyla, yaylalarıyla, çayıyla, yağmuruyla ve havasıyla. Karadeniz bir başka güzel.
Şarkılara şiirlere konu olur, adına kız kulesi derler. Hemen İstanbul'un orta yerinde Üsküdar'da kıyıya oldukça yakın. Yaklaşık 4,000 yıllık tarihiyle kız kulesi çeşitli zamanlarda gümrük işleri için kullanılmış, restore edilip kafe yapılmış....Hiç bir zaman değişmeyecek olansa Kız kulesinin şiirlere, şarkılara konu olması ve de insanların karşısına geçip çay içme zevki....
Kentin bir kısmında yalın ayak dolaşan çocuklar ve öteki kısmında her biri birer Şövalye olan kırıklar..evet Diyarbakır'dan bahsediyorum. Dünyanın sayılı surlarına sahip Diyarbakır, gerek surları, gerek üniversitesi, gerekse insanıyla gündemde sürekli. Çayönü arkeolojik alanı ise son zamanlarda gündeme gelmeye başladı. Sanat sokağı ve Diclesiyle, Güneydoğunun adeta başkenti sayılıyor.
Eğer damağınıza güveniyorsanız mutlaka Gazi üniversitesi merkez yerleşkesi yemekhanesine uğrayın...Ankaranın en güzel yemeklerini yaparlar aşçıları. Ankara Beşevler'de genişçe bir alana kurulu Gazi üniversitesi köklü bir üniversite ve rektörlük binası Ankara'nın en eski ve en güzel yapılarından biri mükemmel akustiğiyle çok ihtişamlı bir yapı.